Özgür Özel, mutlak butlan kararının ardından başlayan yeni parti iddialarıyla ilgili, adli tatilden önce kurultay kararı alınmazsa yeni parti kurmak zorunda olduklarını belirterek, "Bir baskın seçim gelir bunlar bir beş yıllığına daha kalırsa, parti bu halde olursa ben de bir seçenek üretmezsem, seçilecek Cumhurbaşkanı adayını gösteremezsem, Cumhuriyet Halk Partisi'nin, gerçek seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi’nin listelerini veremezsek ne olacak? O yüzden kimse endişe etmesin her ihtimali, yani bu sene ekim ayında baskı seçimi yapacaklarsa o ihtimale de hazır olmak durumundayız. Bir partiyi hazır tutmak, bir partinin kuruluşu uzun vadeli hazırlığını zaten yapıyoruz. Öbür taraftan da hazır durmak lazım." dedi. Özel, salı günü yaşanan grup toplantısı kriziyle ilgili olarak Kemal Kılıçdaroğlu'nun önce kurultay yapacağını söylediğini ve kendisinin de kürsüyü ona bırakmaya hazırlandığını ancak Kılıçdaroğlu'nun son anda vazgeçtiğini belirtti.
Kurultay çağrısını yineleyen Özel, "Niye kendi avukatına, bu işleri bu hale getirmek için planlanmış olan bu düzeni kuran avukata sorup da karar veriyor ki? Çankaya İlçe Seçim Kurulu’na sorsun ve ‘Bunlar geldi, bu kurultayı yapmak istiyoruz’ desin. Yapmayacaksa İlçe Seçim Kurulu yapmasın. Ben de itiraz edeceğim yeri bileyim, gideyim YSK‘ya başvurayım. Niye bunun önünü kesiyor? Bu darbeciliktir. ‘Yapabilecek olsam yarın yaparım’ dedi. O zaman eğer şu kadarcık parti ve ülke sevgisi varsa ve şu kadarcık bunca sene kendisine inanan, güvenen insanları kandırmıyorsa, ‘Yapabilecek olsam bugün yaparım’ diyorsa o gün bugündür." diye konuştu.
"Biz yeni parti kurmanın meraklısı değiliz ve hiç de istemiyoruz" diyen Özel, "Diyelim ki bütün herkes gittik ve butlan yönetimi kaldı. Parti baraj altı. Öyle gözüküyor bütün anketlerde. Bin beter olur. Ya da kurultayı yapmadılar ve parti seçime sokulmadı. Ne yapacağız biz? O zaman mutlaka bir parti lazım. Felaket senaryosu dediğimiz bu. Ama işi öyle bir tarafa eviriyorlar ki, ‘CHP’den basın gidin, biz size kurultay yapmayacağız, bilmem ne yapmayacağız.’ Bizi yeni yeni bir parti kurmaya bu yönüyle de zorluyorlar." ifadelerini kullandı.
Mahkemenin mutlak butlan kararıyla görevden alınan ve aynı zamanda CHP TBMM Grup Başkanı olan Özgür Özel, NOW TV canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Özel, şunları söyledi:
“Bir ay önce Cumhuriyet Halk Partisi’ne butlan kararıyla birlikte bu darbe yapıldığında hemen bayramın önünü tercih etmişlerdi ve demişlerdi ki ‘Bayram süresince tedbirler soğur, bu iş yatışır. Bayramdan sonra da yeni yönetim gelir ve yönetim devam eder bir şekilde.’ Öyle olmadığı görülüyor. Bir ay olmak üzere ve tepkiler ilk günkü kadar sıcak. Hatta her geçen gün biraz daha öfke artıyor. Biz bu öfkeyi kontrol etmeye, bu öfkenin ve tepkinin enerjisini birlikte bir hak arama mücadelesine dönüştürmeye gayret ediyoruz. O yönde çabalar içindeyiz. ‘Ne olacak?’ dediniz, olması gereken şu. Aslında tabii Siyasi Partiler Kanunu, yerleşip bütün uygulamalar o kadar açık ki bir siyasi partinin en üst karar mercii kurultayıdır. Öyle ki kurultay toplanır ve tüzük ile Siyasi Partiler Kanunu’nda yazan sayı kadar delege irade gösterirse o partiyi kapatabilir. Kurulurken kurultayla kurulur, kapanırken kurultayla kapanır. Kurultay ne derse o olur ve kurultay kimi seçerse o yönetir. 2023 yılına kadar yapılan kurultaylarda partide Genel Başkan değişimi ne bizim partimizde, ne Türkiye siyasetinde hiçbir partide böyle bir değişim mümkün olmamıştı.
2023 seçimleri o açıdan çok anlamlı seçimlerdi. Bizim kaybettiğimiz bir seçimden sonra tartıştığımız, özeleştiriye muhtaç bir durumda olduğunu gördüğümüz, sonra kurultayımızı topladığımız ve kurultayda delegenin bir karar verdiği bir seçimdi. O seçimde ilk kez bir Genel Başkan değişimi yaşandı. O seçim 2023 yılında yapıldı. O günden şu ana kadar da tabii partinin saldırı altında olduğu 2,5 yıllık bir dönemi hep birlikte yaşadık. Özellikle son bir yılı çok yıkıcı şekilde saldırı altında geçti. Onun üstüne o kurultaydan sonra iki olağanüstü kurultay yaptık. Sonra günü geldi ve kanunun emrettiği şekilde, her mahallemize sandık kurarak, mahallelerden delegeler, orada ilçe delegeleri, il delegeleri, kurultay delegeleri seçerek yeni bir kurultay yaptık. Verilen butlan kararıyla bu kurultay, sonra o delegelerin, şimdi konuştuğumuz delegelerin oybirliği ile beni seçtiği 6 Nisan kurultayı, sonra 12 Eylül günü bu sefer İstanbul delegeleri olmaksızın delegelerin oybirliği ile beni seçtiği olağanüstü kurultay, üstüne bir de olağan kurultay yaptık. (Şimdi sizde en son olağan kurultayın mazbatası var değil mi?) En son olağan kurultayın mazbatası var. Şu kadar ki ‘Bu kurultayda biz yarıştık, bu kurultayı tartışıyoruz’ diyelim. Üstüne o tartışmayı gidermek için iki kurultay yapıldı. ‘Haydi onları da yok sayıyoruz’ diyelim. Sıfırdan bir kurultay yapıldı ve ben seçildim ya, aday olmayabilirdim. Benle siz yarışabilirdiniz… (Kemal Bey de aday olabilirdi?) Kemal Bey de adayı olabilirdi ya da Tülay Hanım veya Fırat Bey partinin Genel Başkanı olmuş olabilirlerdi. Şimdi siz bu kurultay ile ilgili bir karar verip son seçilen Genel Başkan Tülay Hanım’a ‘Sen gideceksen, bundan dört önceki Genel Başkan geri gelecek’ diye nasıl diyebilirsiniz? Şimdi böyle bir akıl tutulmasının, böyle bir hukuk dışılığın, böyle bir şaşkınlığın içinde siyasi sistem.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi olmayan bütün siyasetçiler de ‘Bu olmaz’ diyor zaten. Bakın Adalet Bakanı Akın Gürlek… Bu butlan kararı çıktıktan 20 dakika sonra yargının bir kararını, yürütmenin bir temsilcisi ‘Demokrasi açısından önemli bir karar verilmiştir, çok iyi bir iş olmuştur’ diye savundu. O günden bugüne savunan tek siyasetçi yok. Sayın Erdoğan grup toplantılarında 25 dakika ‘Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz’ diyor. Var, tam göbeğinde. Onu biliyoruz. Ama ‘Yokuz’ diyor, sahiplenebilen yok, savunabilen yok. Gazetelere sayfa sayfa demeçler veriliyor, ‘Karar doğrudur’ diyebilen yok. Sadece bize sabır telkin ediliyor, sükûnet telkin ediliyor, sağduyu telkin ediliyor. (‘Sokakları hareketlendirmeyin’ diyorlar) Öyle diyorlar. Şimdi net olarak sorunuzun cevabı şu. Olması gereken bu iradesini tartışmaya açtıkları delege… İşte ilk turda aramızda 16 oy fark vardı Kemal Bey’le, ikinci turda 200 farkla. Kemal Bey çünkü salt çoğunluğu sağlayamadı o delegeden, çekilmesi gerekirdi. Israrla ikinci tura geçince salonda kendi delegesinden bir tepki oldu. 200 oy daha kaybetti. Şimdi o delege öyle kapalı kapılar ardında falan değil, kendi şehirlerinde, ilçelerinde… Türkiye’nin 973 ilçesinden delegemiz var. İlçelerinde bu arkadaşlarımız notere gidiyorlar, imza atıyorlar, para ödüyorlar ve iradelerini şu yönde ortaya koyuyorlar. Bin 4 delege irade ortaya koydu. Diyorlar ki ‘Biz yeniden bir kurultay yapılmasını ve yeniden kararımızı söylemek istiyoruz. Bundan önce üç kez söyledik ama bu kez bir kez daha madem ki geriye döndünüz oraya, biz irademizi söylemek istiyoruz.’
Şu kadar net bir durum var. Kemal Bey’e oy veren 600’ün üzerindeki delegenin 500’ün üzerindeki bugün bizim için imza verdiler. Yani bize oy verenlerin hepsi verdiği gibi, oy vermeyen 500 kişi daha imza verdi. İradesini ortaya koyan bin 4 tane delege var. Tabi İstanbul delegeleri sayılmıyor, disipline verenleri ayırdılar, PM’den istifa edenleri ayırdılar falan, sayıyı düşürüp düşürüp işte 830’lara falan düşürdüler. Esasen bin 4 delegenin ortaya koyduğu net bir irade var. Buradan sonra siz bu delegeye direnirseniz partinizin getirdiği demokrasiye direnirsiniz. Bu ülkeden zaten eskiden ne seçim vardı ne sandık vardı ne siyasi partiler vardı ne onların üyeleri vardı ne delegeleri vardı. Şimdi 100 yıl geriye götürüp bu ülkeyi ‘Bizi görevlendirdiler, biz atayacağız, biz görev yapacağız’ derseniz bu iş olmaz. Yapılması gereken şey; mesela şöyle bir şey yok. Biliyorsunuz 550 delegenin imzası yetiyor şu anda. 554 imza verirsin de araştırılır ‘Acaba içinde eksik var mı gedik var mı veya üç-beş gün içinde artık o süreler de geçti ama imzasını çeken var mı?’ 300 fazlasıyla gelmiş.
"Hukukçular 'Tedbir kararı kurultaya engel değildir' görüşünde ortaklaştı"
Artık siz buna direnemezsiniz ve bugün yakışanı, Cumhuriyet Halk Partisi'nde genel başkanlık yapmış olan birisine yakışanı, bugün yargı kararıyla margı kararıyla butlanla şutlanla gelip de oraya oturanlara; eğer ki bu rozeti takmaya utanmıyorlarsa yakışanı partiyi kurultaya götürmektir. Delegeler de gelecekler ve iradelerini bir kez daha ortaya koyacaklar. Bu kaosu bitirmektir. Siz onun dışında ‘Biz inceleyeceğiz, süre var, onu yapacağız bunu yapacağız. Oyalayacağız ki araya adli tatili sokacağız, Kurultay yapılamasın. O sırada da olmadık işler yapacağız.’ Bültende vardı, ben de buradan dinledim. Bu kamu hukuku alanı, bu alanda adı bilinen, sözüne değer verilen, söyledikleri her söz gerçekten doğru kabul edilen, dünyadaki hakemli dergilerde yazı yazan, Türkiye’de makaleler yazan 34 profesör ve doçent, yani şimdi üçünün ismini söylesem diğerleri eksik olur ama alanında en yetkin isimler ki hepsi bir metinde ortaklaştılar. (Dün o metin de genel merkeze verildi.) O metni verdik. O metin aslında kamuoyunun malumu haberler de yapıldı, NOW TV de yaptı, bir çok şey de yaptı. Ama bir kez daha hatırlatmak için biz o metni 34 imzasıyla birlikte ve o 34 hocamızın bu konuda yazdığı makaleleri, görüşleri, ortaya koyduğu iradeyi yazarak götürdük teslim ettik. Yani birleştirilerek teslim ettik dosyayı. Özeti şu; tedbir kararı kurultaya engel değildir. Hatta tedbir kararı kurultay için zarurettir, kurultay yapılır, başka bir şey yapılmamalı. Şu anda her şeyi yapıp kurultay yapmayan bir anlayışla karşı karşıyayız. Örneğin, dün işte il başkanlarımızı, Kadın Kolları Genel Başkanımızı görevden aldılar. Tülay Hanım şöyle bir durumla karşı karşıyayız. O ilçedeki bütün kadınların seçtiği, ildeki bütün kadınların seçtiği, erkeklerin hiç karışmadığı bir Kadın Kolları Genel Başkanı seçimi vardı, en son Ankara’da çare yok, ilçelerden ve ilden gelen bütün kadın üyelerimizin seçtiği, delegelerin seçtiği bir Kadın Kolları Başkanımız var. Erkeklerin hiç karışmadığı bir seçim. Ve o Kadın Kolları Başkanını dün erkekler görevden aldılar, yerine atama yaptılar. Gençlik Kolları da aynı şekilde seçiliyor. Gençlik Kollarında onlarca genç arkadaşımıza teklif gidiyor, arıyorlar, ‘Genel Başkanım kabul etmedim ama bana da teklif ettiler’ diye. Onlarca genç arkadaş reddettiği için henüz bulamadılar. Bulurlarsa oraya da atama yapacaklar. Düşünsenize 18-30 yaş arasındaki arkadaşlarımızın kendi aralarında yaptıkları seçimle seçtikleri Gençlik Kolları Başkanını götürüp, ben yapsam utanırım. 51 yaşında birisi, ‘Sizin seçtiğinizi tanımıyorum yerine bunu atıyorum’ diyeceğim. Bir başka yaşta birisi işte dün bunu yaptı. Olacak iş değil. Bunları yapıyorlar, ama kurultaya gelince yapmıyorlar. Ne yapacağız? İlleri görevden alacağız, ilçeleri görevden alacağız, onu yapacağız bunu yapacağız. Biz burada oturacağız, partiyi yöneteceğiz belli bir dönem seçimsiz gideceğiz. Ne zaman ki sizi yıldıracağız, siz gideceksiniz, herkes gidecek, meydan bize kalacak bir parti bize kalacak. ‘O zaman kendimiz şekli bir seçimde kendimize meşrutiyet tanımlayacağız ve bu partiyi biz böyle yöneteceğiz.’
Seçim Kurulu, Genel Merkez, ‘Tamam’ derse imzaları bile görmek istemiyor. Bu olağanüstü kurultayın bu yöntemi, genel merkeze rağmen kurul yapma yöntemidir. Yani genel merkez istese zaten Genel Başkan kararıyla gidiyor, PM kararıyla gidiyor. Bunlar yapılmadığı için, delege, ‘Durun kardeşim, işin sahibi benim’ deyip imza veriyor. İlçe Seçim Kurulu imzaları bile sormuyor biliyor musunuz? Çünkü size rağmen… Yeterli imza var ki veriyorsunuz. Gidecek, İlçe Seçim Kurulu’na diyecek ki ‘Yeterli imza geldi, olağanüstü kurultay kararı aldım, şu tarihte yapıyorum.’ Burada bir Genel Başkanın bunu yapmama hakkı yok. Zaten sana verilen hakla kurultayı toplamamışsın, PM’yi düşmeye çalışmışsın, PM’nin çoğunluğunu müdahale etmişsin, PM düşmüş. Olağanüstü olarak sana rağmen delege gelmiş. Sen şimdi burada Genel Başkanlık sıfatınla delegenin bu iradesinin önüne bariyer koyacaksın. Olacak iş değil. Bugün yapması lazım.” (Bunu yapmadıkları vakit bunun yaptırımı da yok.) “Var, şöyle var. Sulh Hukuk Mahkemelerine gidip başvuruyorsunuz. ‘Bunlar yapmıyor’ diyorsunuz. O da diyor ki ‘Yapacak bir heyet atadım.’ (Çağrı heyeti bu o zaman?) Çağrı heyeti denilen bu. Normalde makul bir süre bekleriz, bu kadar açık bir şey var. Ondan sonra Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvururuz, Sulh Hukuk Mahkemesi de der. Ama şüphe o ki hani koşa koşa mahkeme kararını olumlayan Akın Gürlek; hiç karışmaması gereken, yargıya müdahale etmemesi gereken yürütmenin başı, koşa koşa onu olumlayan Akın Gürlek herhalde yani bu arkadaşlara bir güvence vermiş ki ‘Siz yapmazsanız, biz onu oradan da yaptırmayız’ falan diyorlar herhalde. Dört başı mamur bir darbe girişimi ile karşı karşıyayız."